9 Ekim 2016 Pazar

The Pianist - İnceleme

“Adın ne senin?” diye sordu Alman yüzbaşı. “Szpilman” diye cevap verdi Wadek. “Bir piyanist için çok güzel bir ad.” Dedi yüzbaşı ve harabe evden ayrıldı.
İnsanlık tarihi, yüzyıllar, nesiller hatta binyıllar boyunca büyük katliamlara, savaşlara, ölümlere şahit oldu. Milyarlarca insan belki de bir hiç uğruna öldü. Bu savaşların, ölümlerin en kötü yanı ise suçsuz insanların, dünyaya iyilik ve güzellik katmaya çalışan insanların, boş yere kıyılmasıdır kuşkusuz. Bu filmde de bunu görüyoruz buram buram.  Polonyalı bir Yahudi aile, 2. Dünya Savaşı ve Nazi Almanya’sı. Klasikleşmiş kurgudur bu artık sinema dünyasında.
Bilmiyorum hala daha Hitler’in görüşlerini destekleyip “Hocam ne de güzel yaptı adam. Hepsini sabun yapmış.”  Diye bir de görüşlerini bu denli şuursuzca savunanlar var ise onlaradır bu yazım. Şimdi düşünün, adamın birisi çıkıyor diyor ki; “Müslüman olan ve Türkiye vatandaşı olanları alıp hayvan gibi davranacağım. Hepsine işkence edip onları ötekileştireceğim. İnsan gibi muamele etmeyeceğim hiçbirine.” Tepkiniz ne olurdu? Nasıl hissederdiniz? Siz sadece burada yaşamayı tercih etmiş ve İslam dinine inanmış insanlarsınız bunun suçu ne olabilir ki? İşte tam da bunu anlatıyor bu film. Tam da bu empatiyi kurduruyor insana. Yahu hepimiz insanız. Bu nefret neden? Dedirtiyor bu film insana. Aslında filmi izlemeden önce düşündüklerimi aynen aktarmak istiyorum. “Propaganda varmış çok. Almanları çok kötü gösteriyormuş.” Evet, aynen böyle düşünüyordum filmi izlemeden önce. Fakat şu an kendime kızıyorum. İster inanın ister inanmayın ama bu yaşananlar gerçek. Masum insanlar, o masum çocuklar, tek suçu doğduğu yer ve inandığı din olan o insanlar orada o günlerde şuursuzca katledildiler.
                Film bize en çok da şunu anlatıyor; hiçbir savaşın kazananı yoktur Zira ölen onca insanın kazanacak bir şeyleri yok artık.
                Velhasıl kelam filmin, onca şeyden sonra, sanatsal kısmına değinmek gerek. Film, drama türünde, 2002 yılında çekilmiş, yönetmenliğini Roman Polanski'nin yaptığı, senaryosunu Ronald Harwood'ın, Wladyslaw Szpilman'ın hayatını anlattığı kitabın üzerine kurduğu Fransa-Almanya-Polonya ortak yapımı filmdir. Gayet kaliteli olan bu film, propaganda damgası yese de bazı yerlerden yine de başarısını konuşturmuş. Oyunculuk olarak, gayet kaliteli ve dönemin havası gayet iyi bir şekilde yansıtılmış.
               Eğer insani duygularınız körelmedi ise bu filmi izleyin. Etkileneceğinize ve biraz olsun oturup düşüneceğinize eminim.

-Bu arada, Szpilman sözcüğü fonetik bakımdan "Spielman" sözcüğüne benzer. Ve Almanca da piyano çalmak "klavier spielen" anlamına gelir. Dolayısıyla Spielman sözcüğü çalan kişi anlamına gelmekte bir nevi.-
                

Related Articles

0 yorum:

Yorum Gönder

Blogger tarafından desteklenmektedir.